Tüzmen ile farklı kulvarda yeniden… Mersin’ deki boşluk uzun sürmedi…12.10.2009

Tüzmen ile farklı kulvarda yeniden… Mersin’ deki boşluk uzun
sürmedi…

Yerel seçimlerin ardından yaşanan hezimetin faturasını
ödemek zorunda kalan Kürşad Tüzmen’ in Bakanlığı kaybetmesiyle sadece Tüzmen’in
kendisi değil, Mersin’ de bir boşluğa düştü.

Çoğu kimse farkına varmadı, olup bitenin.

Oysa Türkiye’ nin en büyük il on içinde ortalarda yer alan
hayli ilginç dengelere sahip kenti, kendisini Ankara’ da her platformda
savunacak en önemli temsilcisini, hayat bağlarından birini kaybetmişti.

AK Partinin 3. Büyük Kongresi sürecinde bir nebze de olsa
yitirdiğimizi geri aldık.

İlk etapta 50 kişilik MKYK’ ye girdi Tüzmen…

Son görev dağılımında da tahmin ettiğimiz ve daha önceki
yazımızda ip uçlarını verdiğimiz gibi Dış İşlerinden sorumlu Genel Başkan
yardımcılığına getirildi.

Getirilmesiyle de zaten düz Milletvekilliği elbisesi
üzerinde sırıtan Tüzmen, çok daha önemli bir koltuğa oturmuş oldu.

Yılların emeğiyle ve tırnaklarını kazıyarak kazandığı dış
deneyimini, heyecanı, bitmez tükenmez enerjisiyle harmanlayarak şimdi çok daha
farklı kulvarda üretmeye devam edecek.

AB sürecinin geldiği yol ayırımında gittikçe önem kazanan ve
büyük olasılıkla yeniden pazarlıklara sahne olması kaçınılmaz Gümrük Birliği
konusunda yeni stratejilere kafa yorması, Erdoğan’a omuz vermesi Türkiye’ ye de
ekonomik anlamda güç katacak.

Küresel krizle birlikte ortaya çıkan Uzakdoğu gerçeğini,
gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kayan yeni dengeleri, çekim
merkezlerini bilen biri olarak partinin bu denkleme uygun yeni politikalarının
belirlenmesine yardımcı olması kaçınılmaz Tüzmen’in…

Hepsinden de önemlisi komşu ülkelerle ticari anlaşmaların
tümüne emek vermiş, katkı sunmuş birinin önümüzdeki dönemde daha da gelişecek
ilişkilere katkı vermesinden daha doğal ne olabilir?

Barış vahası hayaliyle yola çıkılan, vizenin kaldırılmasının
ardından özellikle Suriye ile başlayan sosyal/ekonomik birlikteliğin yaratacağı
modelin başarısı diğer komşulara da ilham verecektir ve bu yeni stratejide
beklenmedik katkılar sunabilir Tüzmen…

Tüzmen’in yeni konumunun Mersin’e etkilerine gelince…

Yerel yönetimler boyutunda sıfır noktasındaki AK Parti
gerçeğini sanırım kimse inkar edemez.

Göz ardı edilen, hayata geçirilmesi kaçınılmaz  büyük projeleri tozlu raflara kalkan, kimi
Bakan tarafından sürgün bölgelerine reva görülmeyen muamelelere maruz kalan bir
Mersin var karşımızda…

Godot’ yu bekler gibi tam 15 yıldır beklenen ve bu hızla
nice 15 yıllar beklenecek Kazanlı-Seyhan turizm bölgesi…

Mersin bir yana tüm Çukurova’ yı ayağa kaldıracak, yakın
komşu ülkelere de hizmet verecek, ölü toprağı serpilmiş bölgemizi küresel
anlamda dünyayla buluşturacak Çukurova Uluslararası Hava Limanı…

Mersin limanını bölgesel terminal haline getirecek lojistik
projeleri…

Bunların hepsini çok iyi bilen Tüzmen bundan böyle AK Parti
Genel Merkezindeki yeni konumu sayesinde tümünün takipçisi olacak.

Mersin’deki dinamikler, bu projelere bel bağlayan tüm kurum
ve kuruluşlar Tüzmen sayesinde yitirdikleri organik bağı yeniden yakalayacak,
kitlenmiş kanalları yeniden açacaklar.

En azından sınırlı sorumluluklarını gerekçe göstererek, her
türlü hesaptan kaçan siyasilerin yerine yakasına yapışacağımız biri var
karşımızda…

Kazanlı-Seyhan turizm bölgesini Mersin-Adana karayoluna
bağlayacak servis yoluna bile kaynak ayırmayanları Tüzmen üzerinden
uyarabileceğiz…

Çukurova havaalanı projesini zemin etütleri hikayeleriyle
erteleme denemelerine kalkışan bürokrasi dilediği gibi at oynatamayacak.

Eğitimde ve sağlıkta dökülen Mersin’in, yatırımlar konusunu
bugün dünden daha kolay takip edeceğini iddiası bile kenti bir süredir kaplayan
karamsar havayı dağıtmaya yeter…

Bu nedenle sevgili Tüzmen’e yeni görevinde başarılar
dilemek, yeni konumunu siyasi görüşlerimiz ne olursa olsun kent adına
kazanılmış bir mevzi olarak görmek her duyarlı Mersin’linin görevidir diye
düşünüyorum.

Bakanlıktan ayrıldığı günden bugüne öz eleştirisini yapmış,
güce tapınan safraları atmış Tüzmen’ de, genleriyle doku benzerliğine sahip
Mersin’i yeniden ve farklı bir anlayışla kucaklayacaktır sanırım…

Şekerin, unun, yağın ehil olmayan ellerde heba olup gittiği
Mersin, karşısına çıkan yeni fırsatı değerlendirirse ve Tüzmen bu helvanın
yapımında üzerine düşeni yaparsa…

Bölgenin yükselen yıldızının şahlanışını hep birlikte
göreceğiz…

Dilerim Tüzmen yüklendiği sorumluluğun farkındadır…

Aksi takdirde ve elbette Mersin kaybeder ama Tüzmen’ in kaybı
daha büyük olur…

ABD zengin Meksika yoksul oldukça…

ABD zengin Meksika yoksul oldukça…

ABD’ ye bir şekilde kapağı atan Latin Amerikalı göçmen işçilerin, 2006 yılında ailelerine gönderdikleri para 62 milyar doları aştı…

Amerika Ülkeleri Kalkınma Bankası’nın bu verileri, söz konusu kaynak aktarımının zengin kuzeyden yoksul güneye yapılan yardım ve yatırımların toplamından fazla olduğunu gösteriyor…

Banka uzmanlarına göre 2010 yılında rakam 100 milyar doları aşacak…

En fazla para gönderilen ülke ise 23 milyar dolarla Meksika.

108 milyon nüfuslu Meksika petrol ve turizm yanında en yüksek döviz gelirini dış kaynaklı havalelerden sağlıyor…

Söz konusu kaynağın dış ödemeler dengesini ayarlama dışında çok daha önemli bir işlevi var.

Amerika’da çalışan işçiler tarafından doğrudan ailelerine gönderilen para sayesinde, yoksullukla mücadele etmek, daha doğrusu açlıkla baş etmek zorunda olan 8 ila 10 milyon ailenin yoksulluk sınırı üzerinde insanca yaşama olanağı doğuyor…

Yapılan son araştırmalar işçilerin her birinin ayda ailelerine 100 ila 150 dolar havale gönderdiklerini ortaya koyuyor…

Bu tablo bile Meksikalı yoksullar açısından yanı başlarında uzansalar yakalayacakları parlak ışıklarıyla ABD kentlerinin dayanılmaz cazibesini arttırıyor…

Meksika’dan ABD’ ye geçişin bazen ölümlerle sonuçlanan bedeli olsa da, umudun çekiciliği kaçmak isteyen her insanın zekâsıyla bulduğu yöntemleri de geliştiriyor sürekli…

ABD’li yetkililer her yöntemi öğrenip ona uygun önlem aldıkça yepyeni kaçış modelleri geliştiriyor Meksikalılar…

İki ayrı kademeden oluşan yüksek tel örgülerin iki yanı birbirine o kadar yakın aynı zamanda o kadar farklı ki…

ABD’ nin San Diego kenti ve duvarın öte yanı Tijuana…

Tijuana’ da iki şey dikkat çekiyor:

Kendi ülkelerindeki işçi ücretlerinin yüksekliğinden bunalan ABD’ den sökülüp buraya kurulmuş yüzlerce fabrika yanında Meksikalı sanatçıların kaçış yolunda ölen binlerce insan anısına yaptığı resim ve heykeller…

Tel örgüler yanında her türlü hareketi algılayan termal güvenlik kameralarıyla yeni bir Berlin duvarı yükseliyor yoksul ve zengin iki ülke sınırında…

Günde dört dolara çalışmaya hazır yüz binlerce Meksikalının yığınak yaptığı her gün yeni planlarla geçişi denediği bir laboratuar bölge vakasıyla karşı karşıyayız…

İnsanca yaşamaktan başka arzusu olmayanların bıkıp usanmadan denediği, çoğu zaman hapishanelerde bazen de ölümle sonuçlanan yolculuğa Meksika yanında ABD sınırları içinde kalan bölgede de hoşgörüyle bakan, yardım elini uzatan örgütler oluşmuş kendiliğinden…

Yardım ve yataklık suçlamalarıyla karşılaşmasalar da, bir takım baskılara maruz kalan Border AngelsSınır Melekleri– bunlardan biri…

Kolay geçişlerin olduğu noktalarda sıkılaşan denetimler nedeniyle daha zor ve engebeli dağlık bölgeleri tercih edenlerin karşılaştığı susuzluk ve açlık gibi sorunlara engel olmak amacıyla bu örgüt sınır civarındaki dağlarla çöllerin muhtelif yerlerine; su, yiyecek ve battaniye bırakıyorlar…

Resmi kayıtlara göre yalnızca 2006 yılında bu umut yolculuğuna kurban giden Meksikalı sayısı 450…

Sınır Melekleri örgütü ise ölenlerin sayısının bundan çok daha fazla olduğunu iddia ediyor…

ABD ile Meksika sınırında yaşanan ve bazen trajedilerle sonuçlanan yolculuğa çıkanlarla ilgilenen yalnızca melekler değil…

Son yıllarda emekli askerlerle, polislerden oluşan, gittikçe de ırkçılık potansiyeli taşıyan bir milis kuvveti örgütlenmesi güçlenmeye başlıyor ABD sınır bölgelerinde…

Minutemen adı verilen bu milisler silahsız olduklarını iddia etseler de, son zamanlarda haklarında öldürülen göçmenlerle ilgili açılan dava sayısı hızla artıyor…

Örgüt yöneticileri internetten üyelerine hiçbir göçmeni öldürme, işkence ve kötü muamele hatta tutuklama yetkisi olmadığını hatırlatsa da gerçek durumun öyle olmadığını kaçanlar da kovalayanlar da iyi biliyor…

Sınırda yaşananların iki yakada yarattığı gerginliklerin uluslararası hukuku zorlayan bir boyut kazanması, hukuk devleti olmakla övünen Washington yönetimini de bir takım arayışlara yöneltmiş durumda…

Tüm önlemlere rağmen her yıl bir milyon Meksikalının sınırı geçtiği gerçeği karşısında Bush kongreden istediği yetkiyi aldı…

Bin kilometreye yaklaşan, yüksek çitlerle, kameralarla donatılmış bir duvarın yapılmasına başlandı bile…

Ne önlem alınırsa alınsın, iki ülke arasındaki gelir adaletsizliği, bıçak sırtı gibi duran sınırın iki tarafındaki yaşam farklılığı insanların ölümle sonuçlansa da, umutla ölüm arasında gidip gelen yolculuğa çıkmasını engellemeyecek…

Bush ve ekibinin “Evet ABD göçmenlerden oluşuyor ama aynı zamanda bir hukuk devleti” söyleminin altında farklı hesaplar olduğunu herkes biliyor…

Asıl korku sayıları bugün 12 milyonu bulan ve yüksek doğum oranları yanında her yıl bir milyon hispanik Meksikalının yoksul güneyden, zengin kuzeye doğru sürdürdüğü “ÇILGINCA AKININ” zaman içinde, demografik yapıyı beyazlardan farklı renkteki zencilerle hispaniklere doğru bozuma! tehlikesi…

ABD içinde son zamanlarda yükselen “Amerikan istiklal marşı İspanyolca söylensin mi, söylenmesin mi?” tartışması aslında ülkede yaşananların geldiği boyutu anlatmaya yetiyor…

Dünyanın en güçlü ülkesi, güney sınırını tüm teknik olanaklarını kullandığı bin km lik duvarla örmesine, askeri gücünü, bazen yetkili olmadıkları halde silahlanıp adam vuran milislerini seferber etmesine rağmen, umuda yolculuğa engel olamıyor…

Kıssadan hisse çıkarma gayreti değil benimkisi…

Irak sınırında güvenlik duvarı örme fikrinin gündeme oturduğu bugün, tamamen ekonomik kaygılarla çok uzaklarda ölüm dâhil, her yolu deneyen insanlara karşı dünyanın en güçlü, en zengin, en fazla teknolojiye sahip ülkesinin topyekûn mücadeleye rağmen yaşadığı açmazı, hatta aczin bilinmesinde yarar var diye düşünüyorum…

En iyisi yazıyı ABD’ deki göçmenlerin son gösterisinde bir çocuğun taşıdığı pankartla noktalamak:

“Biz sınırları geçmedik; sınırlar bizi geçti…”

Milletvekili adaylıkları.. Ön seçimler…

Milletvekili adaylıkları.. Ön seçimler…

Türkiye yine apar topar, yine dar vakitlerde, yine siyasi partiler ve seçim sistemi ile ilgili değişikliklerin zaman yokluğu bahaneleri nedeniyle bir başka bahara ertelendiği bir seçime doğru koşuyor…

Sistemi sorgulayan, listelerde yer alacak adayların niteliğini tartışan bile yok…

Sandık açıldığı gün Milletvekili olmaları kaçınılmaz bazı isimleri seçmen bir yana bu işlerin içinde olanlar bile tanımıyor…

Geçen zaman içinde; iktidarı muhalefetiyle Mecliste yer alan sorumlu hiçbir partinin gündeme getirmediği değişiklikler yapılmadığı için, hiçbir demokraside rastlanmayan kendimize özgü yöntemlerle bir kez daha sandık başına gideceğiz…

Oysa Dünyada özellikle son 25 yıl içinde ve her gün hızlanan biçimde üretim modelleri değişti…

Dünya artık temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçti…

Örneğin bir arabanın en küçük cıvatasından, kaportasına kadar tüm parçalarının aynı mekanda üretildiği, binlerce işçinin çalıştığı devasa fabrikaların yani klasik ‘Fordist üretim’ biçiminin yerini, her parçanın dünyanın farklı mekanında nerede ucuza üretiliyorsa oradan temin edildiği yeni ‘Postfordist üretim’ biçimi aldı…

-Günümüzde Postfordist üretimin bile bir adım ötesine geçildiği, güçlü markaların üretim yerine; organizasyon yeteneği ve markanın gücüne dayalı pazarlama teknikleriyle dünyaya yayıldıkları gerçeğiyle karşı karşıyayız-

Üretim biçimlerinin değişmesi yaşamın pek çok alanını, bir zamanların güçlü kurumlarını da etkiledi…

Örneğin binlerce işçinin bir arada bulunduğu fabrikalardan beslenen eski güçlü sendikalar zayıfladı..

Bu zayıflama güçlü işçi sınıflarının ve sendikaların söz sahibi olduğu Avrupa’daki en etkin siyasi aktörleri sayılan sosyal demokrat partileri derinden etkiledi…

Değişime ayak uyduramayan ve klasik tabanını kaybederken, süreç içinde ortaya çıkan yeni sınıflara –özellikle de orta direğe- gelecekle ilgili umut projeleri sunamayan Alman ve İngiliz sosyal demokrat partileri uzun zaman boyunca her seçimden hüsranla çıktılar..

Yıllarca iktidar yüzü görmeyen İngiliz İşçi Partisi ve Alman Sosyal Demokrat Partinin toparlanması ancak Tony Blair ve Schröder gibi vizyon sahibi liderlerin dünyadaki değişimi algılamalarıyla mümkün oldu…

Blair’in “Ülkeyi yenileyebilmek için, önce partiyi yeni yenilemeliyiz” anlayışıyla geliştirdiği üçüncü yol formülü…

Schröder’ in eski klasik müttefikler yanında “yeni merkez” e yönelme adını verdiği hareket…

Her iki liderin yeni vizyonu iktidarı getirmekle kalmadı, ülkelerin bunalım dönemlerini sağlıklı biçimde atlatmalarını sağladı…

Günümüzde  Türkiye’nin yaşadığı ağır siyasi bunalımın temelinde, konumunu dünyadaki değişime göre yeniden kurgulayacak ve yeni üretim tarzından beslenen farklı kesimlerin özlemlerini hayata geçirecek bir sol partinin eksikliği yatıyor…

Soldan geçtik, Türkiye’de yelpazenin neresinde yer alırsa alsın, tüm siyasi partiler aktif bireylerin siyasete daha etkin biçimde katılımının önünü açmadıkları sürece ülkenin demokratikleşmesinin önündeki engellerin aşılması çok daha zor ve sıkıntılı olacaktır..

Eski dönemde geçerli olan temsili demokrasi aktörlerinin yerini katılımcı demokrasiye inanmış ve gerektiğinde onun için mücadele edebilecek aktif bireylerin alması gerekiyor…

Mevcut sistemin çürümüşlüğüne en güzel örnek kendini sol bir parti olarak tanıtan CHP’ nin, milletvekili adaylarını belirlemek için ön seçim yaptığı 6 ilde ortaya çıkan tablodur…

Ön seçimin partiye kayıtlı tüm üyeler yerine delegelerle sınırlı kalması yıllardır, aday belirleme yöntemlerine yönelik eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır…

Hiçbir delege, Milletvekili olmak isteyen adayların liyakatına, bilgi birikimine, erdemine, gelecekle ilgili projelerine bakarak oy vermemiştir…

Bunlardan vazgeçtik, vefa duygusunun bile yok sayıldığı,delege pazarlıklarının, ahbap çavuş ilişkilerinin, kısaca yozlaşma ve halkı siyasetten soğutma adına kötü ne varsa ortaya koyulan bir tablo ortaya çıkmıştır…

Kendisini yelpazenin neresinde görürse görsün, “aday belirleme yöntemlerine” bakıldığında birbirinden çok ta farkı olmayan mevcut siyasi partilerin tümünde görülen onulmaz hastalığa karşı ilk ve önemli önlem “lider sultasını” en aza indirecek olan aday belirleme yönteminin gerekirse yasal düzenleme ile katılımcı demokrasiye uygun hale getirilmesidir…

-Milletvekili adayları parti genel merkezlerine tanınacak %10-15 lik kontenjan dışında mutlaka ön seçimle belirlenmelidir..

-Ön seçim delegelerle değil, partiye kayıtlı tüm üyelerin katılacağı oylama ile yapılmalıdır..

-Milletvekili seçimlerinde kişiden çok partiyi öne çıkaran mevcut sistem yerine, kendisini seçenlere karşı sorumluluk sahibi ve hesap verebilir insanların önünü açacak dar bölge uygulaması vakit geçirmeden hayata geçirilmelidir..

 

Dar bölge sisteminin dünyadaki uygulama modelleri, Türkiye’ye sağlayacağı yararları bir başka yazıda ele alacağız…

Temayül yoklamaları, ön seçimler (1)

Temayül yoklamaları, ön seçimler (1)

Sandığın önümüze gelmesine sadece iki ay kaldı..

22 Temmuzda birey olarak elimizdeki tek silahımızı bir kereliğine de olsa, o tarihi şansı beş yılda bir de gelse değerlendireceğiz…

Anamızın ak sütü gibi helal oylarımızı özgür irademizle kullanma keyfi bu…

Bunun ilk yansıması Milletvekili adaylarının sıralamasını belirleyecek olan ön seçimler ve temayül yoklamaları gibi yöntemler..

CHP Mersin’de ön seçim yapacağını açıkladı, AK Parti ise temayül yoklamasını bitirdi bile..

2002 seçimlerinde AK Partiden Milletvekili olmak için 2500 aday yarışırken bu kez Türkiye genelinde 5 bini aştığı gözleniyor…

Elbette aday sayıları bir gösterge değil…

Ama her şeye rağmen toplum mühendislerince ısıtılıp önümüze getirilen DYP-ANAP birleşmesinin nur topu yavrusu DP’ nin kapısını çalanların sayısının bin civarında kalmasını ölçü olarak alan, kaygılananlar da yok değil…

Gelelim AK Parti ve CHP’ nin aday belirleme yöntemleri ile ilgili Mersin detaylarına…

Milletvekili sıralamasında temayül yoklamalarına bir zamanlar çok önem veriyordu AK Parti..

Örneğin 2002 seçimlerinde partili delegelerin görüşlerinin sıralamada kesinlikle etkili olacağı ve genel merkezden çok bu eğilimin göz önüne alınacağı kanaati hakimdi…

Oysa o yıl yapılan seçimlerde Milletvekili aday listeleri açıklandığında evdeki hesabın çarşıya pek uymadığı çıktı ortaya…

Parti Tüzüğüyle genel başkana “Milletvekili adaylarının en fazla %5 ini kontenjan adayı olarak belirleyebileceği” hüküm altına alınmışken, ortaya çıkan liste teori ile pratiğin siyasette pek yeri olmadığını gösterdi…

-Aslında bazen, iyi ki de öyle oluyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum..

Tam katılımcı demokrasinin olmadığı, yerel düzeydeki parti kadrolarının inisiyatifine, insafına terk edilen bir yöntem sonunda ‘al gülüm ver gülüm’ anlayışına, bundan da kötüsü bazen bol sıfırlı bağışlara kadar ulaşan akçalı ilişkilere uzanabiliyor..-

Bu durumda Ankara’daki dar kadroların belirlediği listeler bile, çok demokratik görünmese de yerelde ortaya çıkan eğilimlerden daha sağlıklı olabiliyor..

Ne yazık ki gerçek böyle…

Eleştirmeye kalktığımızda Milletvekillerini belirleyen genel başkanları padişahlara benzetip, kızıyoruz..

Oysa ön seçim veya eğilim -adını ne koyarsak koyalım-, yerel anlamda belirleyiciler tam anlamıyla halkı yansıtmadığı için ortaya çıkan sonuçlar da çok sağlıklı olmuyor..

22 Temmuz 2007 de yapılacak seçimlerde Mersin genelinde partilerin adaylarını belirleme yöntemlerine dönecek olursak…

AK Parti ülke genelinde temayül yoklaması yaparken CHP Mersin başta olmak üzere 6 ilde ön seçim kararı aldı..

CHP’ nin demokratik gibi görünen bu tavrının yarattığı -en azından Mersin açısından- olumlu tablo çok kısa sürdü..

Ana muhalefet 2002 de 7 Milletvekilliği çıkardığı Mersin’i çantada keklik görmüş olmalı ki, 1 ve 3. sıralarda yer alacak adayların genel merkez kontenjanıyla belirleneceğini açıkladı…

MHP veya DYP-ANAP birleşmesinden doğan DP’ nin hatta her ikisinin barajı aşacağı Mersin’de CHP’ nin çıkaracağı Milletvekili sayısı 3, bilemediniz olumlu bir rüzgarın estirilmesiyle 4 tür..

-Aldığımız duyumlara göre CHP’ nin Baykal tarafından belirlenecek 1. sıra adayı Mustafa Özyürek, 3. sıra adayı ise Onur Öymen veya DSP’nin belirleyeceği bir aday olacaktır-

Bu durumda demokratik yöntemle Milletvekili sıralamasını yapacak CHP yerel teşkilatı aslında yalnızca iki ve dördüncü sıradaki adayları belirlemekle yetinmek zorunda..

Hamit İzol, Hüseyin Çamak, Nedim İnce, Yüksel Burgutoğlu, İsa Gök, Mirza Turgut, Uğur Yıldırım yanında kadın adaylığının avantajını bu kulvarda değerlendirme umuduyla seçimlere saatler dümeni CHP’ ye kıran İlhan Akan ve Nurhan Öztaş gibi isimler..

Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan’ ın seçilmesi için özel gayret göstereceği Fuat Budur..

Yetmedi…

Ali Oksal, Şefik Zengin, Vahit Çekmez gibi mevcut Milletvekilleri….

Gelen bilgilere göre CHP’nin Mersin listelerine girmek isteyen aday sayısı 100’ e yaklaşmış durumda..

Bu kadar tıkış tıkış bir istekli ordusunun arasından sıyrılıp, seçilebilecek yere oturmak, bir bilemediniz iki talihliye kısmet olacak…

Ne demek istediğimiz, 27 Mayısta yapılacak ön seçimin hemen ardından ortaya çıkacak tepkilerle çok daha kolay anlaşılacak..

Özetle “beş kişiye bir gazoz, yarısı komiser beyin” vaziyetleri yani…

Bir sonraki yazıda AK Partide yapılan eğilim yoklamasını ve muhtemel Milletvekili adaylığı sıralamasını ele alacağız…

8.yılında Özcan’ın hayalleri… İstihdam..

8.yılında Özcan’ın hayalleri… İstihdam..

28 Mart 2004 te yapılan yerel seçimlerin üçüncü, Macit Özcan’ ın Büyükşehir belediye başkanı seçilmesinin sekizinci yılını devirdik hep  birlikte..

Bir önceki yazımızda Özcan’ ın 2004-2009 yıllarıyla ilgili hayallerini dile getirdiği kitaptan yola çıkarak, kentsel dönüşüm alanında Başkanın vaatleriyle yüzleşmek zorunda kaldığımız gerçekleri karsılaştırmıştık..

Hayal edilenlerle günümüz gerçeklerine, Özcan’ ın 2004-2009 istihdam konusunda gerçekleştireceği sözünü verdiği mucizelerle devam edelim..

2004 yerel seçimlerinden önce Özcan 2004-2009 arasında yapacaklarını sıralarken istihdam sorununu çözmeyi temel ve birinci ödev olarak gördüğünü bakın nasıl kararlılıkla anlatıyor: 

“Yüz binlerin işsiz olduğu ilimizde, özellikle uzman ve eğitimli gençlere uygun is alanları yaratabilmek amacımızdır.

Bunun için hizmet sektörü de dahil olmak üzere turizm, sanayi, tarım ve islenmiş tarım ürünleri yatırımlarına alt yapı desteği sağlayarak istihdamın arttırılması amaçlanmıştır.

Sanayicinin en önemli sorunu kalifiye eleman bulamamasıdır. Sektörel olarak ihtisaslaşmış Kobi’ ler ve onların meslek eğitimine yönelik faaliyetleri yetersiz kalmaktadır, ayrıca halk eğitim merkezlerinin istihdama hazır, mesleki eğitimden geçirilmiş veya mesleki eğitim kursları ile kalifiye hale getirilmiş personel yetiştirmedeki çalışmaları yetersizdir. Bu durum is bekleyen kentimizin büyük bir kesimini mutsuz ve umutsuz kılmaktadır.

Bu nedenle Belediyenin İl Milli eğitim basta olmak üzere Valiliğimizin de desteğini alarak yoğun programla meslek geliştirici kurslar açılacak ve mesleklere göre ihtisaslaşmış sertifikalı elemanların yetişmesine öncülük edilecektir..

… Özeleştiri yapmam gerekirse iş ve aş bekleyen binlerce Mersinli kardeşimize istihdamı arttıracak unsurları  gerek yasadığımız sel felaketi gerek Türkiye’nin 2001 yılından bu yana yaşadığı bunalımlar ve ekonomik krizler ile 2003 yılındaki Irak savaşının ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri öncelikli olan istihdam ve is sorunlarının çözümüne verdiğimiz önemi ikinci plana atmıştır.

Ancak  2. beş yıllık donemde temel ve birinci öncelikli görevimiz; Mersinlimizin iş, aş ve sosyal yardim projelerinin uygulayıcısı olmaktır.

BUNU SIZ MERSIN HALKINA TAAHUT EDIYORUM..

Sizler de benim denetleyicilerim olunuz. Sizlere yapmayacağım sözler vermiyorum. İçi boş taahhütlerle 10.000 lerce kişiyi aldatıp işe alacağını söyleyen diğer adaylar gibi de ayağı yere basmayan ve doğru olmayan vaatler yapmıyorum.

Benim vaadim aç olana bir gün balık yedirip diğer günler aç ve muhtaç bırakmak değil.

Balık tutmayı öğretip onu kimseye muhtaç konuma getirmemektir..

..

Mersin’e yerli ve yabancı yatırımcı çekmek için belediyenin faaliyetleri arasında bulunan ve mevzuat açısından engel teşkil eden bürokratik uygulamalar en aza indirilecektir.

İstihdam yaratıcı yatırımlarda belediyenin yasal olarak almakta olduğu harç ve vergilerinde teşvik edici muafiyet ve indirim uygulamalarına gidilecektir.

Yatırımcının ihtiyacı olan arazi ve arsa temininde gerekli kolaylık sağlanacak, ihtiyaç duyulan alt yapı düzenlemelerini dolaylı katkı sağlayarak yatırımcının önündeki zorluklar kaldırılacak ve istihdam yatırılacaktır…” 
 

Özeleştirisini yaparken işsizliği azaltacak projelere destek vermemesini –ne ilgisi varsa- 2001 yılında ülke genelindeki karanlık tabloya ve Mersin’de yaşanan sel felaketine bağlayan Özcan’ ın ürettiği mazeretlerin bile varlık sebepleri ortadan kalkalı beş yıl geçmiş..

Bir şey değişmiş mi?

Hayır..

Belediye Başkanı olarak vaat ettiği gibi, gerçekten yatırımcılara harç ve vergilerde muafiyetlerden geçtik, en küçük bir kolaylık mı sağlamış?

Asla…

Mersin’e yatırım yapacak girişimcilere arsa vereceğini,  alt yapı düzenlemelerinde yardımcı olacağını, harç ve vergi konularında kolaylık sağlayacağını taahhüt eden Özcan, tam aksine bugün organize sanayi sitelerinin kalbine, Toroslar bölgesindeki vahşi çöp depolama alanını taşımakla, MTSO’ ya dört koldan savaş ilan etmekle meşgul..

2004 yılındaki seçim bildirgesinde Balık ikram etmek yerine balık tutmayı öğreteceğini vaat eden Başkan, güç koşullar altında bataklıkta yetiştirdikleri balıkları canlı tutmaya çalışan sanayicileri cezalandırmayı tercih ediyor.. 

İster istemez aklıma ünlü fıkra geliyor..

Adam ölmüş, Cennet ile Cehennem arasında tercih yapabileceğini söylemiş melekler..

İkisini de bir göreyim, ona göre seçimimi yaparım demiş garibim..

Cehenneme bir göz atmış ki, eğlencenin bini bir para.. Tamam demiş, Cenneti görmeme gerek yok, Cehennemi seçiyorum..

Kapıyı açıp içeri atmışlar onu..

Girmesiyle kafasına zebanilerin çullanması bir olmuş..

Kapıdan onu seyreden meleğe seslenmiş:

-Yahu burası bana gösterdiğiniz yer değil…

Melek yanıtlamış:

-O gördüğün filmin fragmanıydı.. Yaşadıkların ise Cehennemin kendisi…

Sanıyorum Özcan’ ın 2004-2009 kitapçığında anlattığı “UFKUNDAKİ MERSİN” seyirci toplaması gereken filmin fragmanıydı..

Şimdi tanık olduklarımızsa ACI GERÇEKLER… 

‘Gaziantep’e özgü’ teşvik, Mersin’e ilham verir mi?

‘Gaziantep’e özgü’ teşvik, Mersin’e ilham verir mi?

Bir zamanlar doldurduğu beş Organize Sanayi Bölgesini yetersiz bulup yenilerine yatırım yapmaya can atan Gaziantep’in son iki yıldır ağzını bıçak açmıyor…

Özellikle 49 İle verilen teşvikler nedeniyle Gaziantep mağduriyetten de öte cezalandırıldığını düşünüyor..

Gerçekten de 1 Mart 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasa Türkiye’nin 49 ilini sosyal güvenlik primlerinden elektrik harcamalarına, ucuz hazine arazisine kadar pek çok enstrümanla yatırımcı açısından cazip hale getirirken, kendi dinamikleriyle başarıyı yakalamış, yoktan sanayi kenti var etmiş Gaziantep gibi illeri cezalandırdı..

Kenti çevreleyen Maraş, Urfa, Osmaniye, Adıyaman, Kilis gibi iller teşvik kapsamına alındı..

Bir kısmı Antep’ e semt uzaklığında olan iller dururken, hangi akılla buraya yeni yatırım yapılır sorusunun yanıtı yoktu…

Özellikle tekstilciler, içleri kan ağlayarak, birkaç kilometre ötedeki Maraş il sınırları içine yöneldiler..

Başlangıçta Güneydoğu ve doğu Anadolu’yu kurtaracağı sanılan ve birkaç ille sınırlı kalması beklenen teşvik yasası, siyasi bir takım hesapların da etkisiyle öyle sulandırıldı ki, amacını yitirdi ve hedeflenenlerin yerine bambaşka yörelerin ekmeğine yağ sürdü..

Teşvik kapsamına alınan Uşak, Afyon, Düzce, Osmaniye, Maraş dururken, hangi yatırımcı Ağrı veya Bitlis’ i neden tercih etsindi ki?

Ölü doğan yasa sayesinde bir kaç il yatırımcı hücumuna uğrarken, teşvikten asıl yararlanması gerekenler yine havalarını aldılar..

Gaziantep iki yıldır her platformda derdini anlatmaya çalışıyor..

Tüm kurum ve kuruluşlarıyla her fırsatı değerlendirmeye, yapılan yanlışları örneklerle gösterip, çözümler önermeye çabalıyor..

Son olarak Maraş’a gelen Başbakanı kuşatıyor Gaziantep’ liler..

Ellerinden kurtulmayacağını anlayan Erdoğan, sorunları dinlemek ve ortak çözüm geliştirmek üzere Ankara’ya davet ediyor onları..

20 Mart 2007 günü kent adına tarihi önemde buluşma gerçekleşiyor Başkentte..

Erdoğan TBMM’ de randevu verdiği Antep heyeti ile iki saate yaklaşan bir toplantıya başkanlık ediyor…

Toplantıya Hükümet cephesinden Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başeskioğlu, Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen ile tüm Ak Partili Milletvekilleri,

Gaziantep’i temsilen de; Vali Süleyman Kamçı, Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer, Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Organize Sanayi Bölge Başkanı Cahit Nakıboğlu, Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan, Ticaret Borsası Başkanı Ömer Çelik, Şahinbey Belediye Başkanı Ömer Can, Şehitkamil Belediye Başkanı Metin Özkarslı, AK Parti Gaziantep İl Başkanı Ökkeş Eruslu ve Yardımcıları Mehmet Tahmaçoğlu ile Nihat Durur katılıyorlar..

Toplantıda öncelikle Nejat Koçer’in sunumu eşliğinde, Gaziantep’in yarattığı sanayi mucizesini ve teşvik uygulamasının ardından yaşanan çöküşü gözler önüne seren Sinevizyon gösterisi izleniyor..

Erdoğan müthiş etkileniyor duyup gördüklerinden..

“Şikayetler geliyordu ama durumun bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum” diyor ve ekliyor:

“Biz çalışkan insanları cezalandırmaya gelmedik. Teşvik konusunda gereken neyse yapılacaktır. Bakanlarım en kısa zamanda Güneydoğunun lokomotifi Gaziantep’in sorununu çözecektir”

Erdoğan sözlerle yetinmiyor..

Kürşat Tüzmen’ in koordinatörlüğünde, icracı bakanların yer alacağı komitenin en kısa zamanda Gaziantepli inisiyatiflerin görüş ve önerilerini de içeren rapor hazırlamasını ve kendisine iletilmesini istiyor..

Nelerin yapılabileceği konusu tartışılırken Erdoğan, Gazianteplileri heyecanlandıran açılımlarda bulunuyor…

“Göç alan Gaziantep’i teşvik konusunda haklı görüyorum. GAP bölgesindeki tüm illerde teşvik varken, Gaziantep’te teşvik olmaması çok yanlıştır. GAP’la ilgili yeni bir yasa düzenlemesi yapıyoruz. Gaziantep’ te de ucuz enerji ve SSK’da da belirli oranda indirimler yapabiliriz. Makul öneriler geldiği takdirde Gaziantep’i endüstri bölgesi ilan ederek, gerekli desteği farklı biçimde gerçekleştirebiliriz. Gaziantep’e gerekli desteği mutlaka vereceğiz”

Ucuz enerji, SSK primlerinde indirim…

Toplantının üzerinden bir hafta geçmeden Sanayi Bakanı Coşkun, Gaziantep’i kapsayacak yeni bir teşvik paketinin ipuçlarını veriyor..

"10 işçi çalıştıran işletmelerin işe aldıkları her yeni çalışanın vergi ve primlerini yüzde 40 indirimli ödeyeceği” ve eski yasanın yanlışlarını düzeltecek alternatif bir çözüm projesi..

Gaziantep iki yıllık sıkıntının ardından kısa zamanda muradına erecek gibi görünüyor…

Gökten düşen üç elmalı masal anlatmak değil derdimiz..

Haksızlığa uğradığının bilinciyle, soluksuz mücadele eden bir kentin nefes kesen öyküsü bu…

Türkiye’de işsizlikten en fazla etkilenen Mersin ne yapıyor dersiniz?

Lokomotif olması gereken, tartışmasız önemli kurumumuz “Edebiyat yarışması” düzenlemekle meşgul..

Gerisini söylemeye gerek var mı?

Üstün hizmet ödülleri, uyuyan Mersin…

Üstün hizmet ödülleri, uyuyan Mersin…

TBMM başkanlığı geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirme sonucunda Türkiye genelinde eğitim, sağlık ve sosyal dayanışmaya destek veren sanayici ve işadamları arasından Devlet Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirilmeye layık bulduğu kurum ve kişileri açıkladı..

Ülke genelinde 47 Kuruluş ve kişi 2006’ da ülke ya da kentine yaptığı katkılar nedeniyle oldukça anlamlı ödüle layık görüldüler..

Kars’tan Kayseri’ ye, Iğdır’dan İstanbul’a, Ardahan’ dan Ankara’ya, Erzincan’dan Edirne’ye tam 27 İl’den iş adamı veya kuruluş…

Örneğin Gaziantep..

Lobisiyle ünlü marka şehir, dünya çapında yarışma ciddiyetiyle, bir yıl öncesinden TBMM Başkanlığına önerilecek isimleri belirlemek üzere ağırlığı hissedilen tüm inisiyatiflerin katılımıyla bir platform oluşturuyor..

Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Şahinbey Belediye Başkanı Ömer Can, Şehitkamil Belediye Başkanı Metin Özkarslı, AK Parti Gaziantep Milletvekilleri Ahmet Uzer, Fatma Şahin, Nurettin Aktaş ve Mehmet Sarı Antep savunmasını andıran bir mücadele örneği vererek, Adnan İnanıcı’ nın aday olması için çalışıyorlar..

Yetmiyor, Vali Süleyman Kamçı il genel meclisine bizzat isim önererek ağırlığını koyuyor..

İl Genel Meclisi, gösterilen çabaları boşa çıkarmıyor,  bir yerine üç ismin önerilmesini kararlaştırıyor Türkiye Büyük Millet Meclisine…

Çalışmalar kağıt üstünde, isim önermeyle sınırlanan düzeyde kalmıyor…

Heyetler oluşturularak Ankara’da bir takım ziyaretler gerçekleştiriliyor..

AK Parti Gaziantep Milletvekili ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, özel olarak ve salt bu konuda TBMM Başkanı Bülent Arınç’ tan randevu talebinde bulunuyor..

Adnan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Adnan İnanıcı’ ya, neden madalya verilmesi gerektiğini Arınç’a anlatıyor..

Sonuçta Arınç Tüzmen’ e, “Ben de araştırdım, Adnan Beyin başarılı bir işadamı olduğunu biliyorum. Hepimizin böyle insanlara sahip çıkmamız gerekiyor” sözleriyle, seçime verdiği önemi anlatıyor..

Gaziantep İl Genel Meclisi yalnızca Adnan İnanıcı’ yı da önermekle yetinmiyor..

Devlet Üstün Hizmet Madalyası yarışına, Özcan Alevli, Maruf Marufoğlu ile Adnan İnanıcı’ dan oluşan üç isimle katılıyor..

İşte bir kent ve yürüttüğü lobi çalışması…

Peki Mersin bu yarışın neresinde?..

Kentte istihdam yaratma, iş ve aş sağlama konusunda, eğitime, sosyal yardımlaşmaya katkı sunan, bu yarışa dahil edilecek tek bir insan yok mu?

Valilikten başlayarak, yerel yönetimlerin, Odaların veya bir araya gelecek sivil toplum örgütlerinin, İl Genel Meclisinin önereceği, Milletvekillerinin Ankara’da lobi çalışmalarıyla ön plana çıkaracağı bir kişi bulanamaz mı?

Mersin’e gönülden bağlı yatırımcı, hayırsever niyetine bir insan bulunup önerilemez mi?

Her nedense bulunmuyor, bulunamıyor?

Bazı kurumların çıtayı aşağılarda tutma kıskançlığı, diğer kurumlara atalet olarak yansıyınca tüm cephelerde yenik düşmüş Mersin bu alanda da havasını alıyor..

(Vali Aksoy’un talimatıyla isim belirleme arayışına giren bazı yetkililerin kendi aralarında Nüvit Kodallı ismini telaffuz ettikleri, ancak nedense somut adım atmadıkları duyumlarını teyit ettirme şansım olmadı..Kaldı ki, sonuca ulaşmayan arayışlar çok ta önemli değil..)

Büyükşehir Belediyesi derseniz, Özcan ve arkadaşlarının bu türden girişimlerle hiçbir zaman ilgisi olmadı ki bugün olsun..

MTSO’ ya gelince..

Onlar, son akıl hocalarının ‘Mersin Nobel’ i!’ olarak nitelendirdiği 10 milyar ödüllü edebiyat yarışmasıyla meşgul oldukları için, böylesi işlerle uğraşacak zamanları yok..

Sonuç…

Sonuçta Gaziantep ciddiye aldığı çalışma sonunda bir iş adamının TBMM’ den üstün hizmet madalyası almasını sağlıyor..

Bu tür ödüller maddi değil manevi değere sahip…

TBMM tarafından verilen ödül, gelecekte eğitim, sağlık veya yoksullara yönelik her türlü faaliyette bazı insanlara örnek teşkil edecek…

Dün Abdulkadir Konukoğlu, bugün Adnan İnanıcı’ ya yaptıklarından dolayı sahip çıkan kentin davranışı gelecekte benzer hizmetlerde bulunacak insanları kamçılayacak..

Mersin’ e gelince…

Türkiye’ nin pek çok açıdan altıncı, bilemediniz yedinci İli, ilk öğretimdeki 26. (Karabük, Burdur, Tunceli’ nin gerisinde) ve sağlıktaki 51. sırada (Burdur, Tunceli, Nevşehir, Kırşehir, Rize, Artvin’in ardında) yer alma ayıbını bitirme kavgasına katkı sunacak hayırseverlere en azından moral olacak bu tür girişimlerden habersiz, havanda su dövüyor… 

‘Üstün Hizmet Ödülüne’ layık görülen kurumlar:

Aydın Doğan Vakfı,

Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği,

Elginkan Vakfı,

Hüsnü Özyeğin Vakfı,

İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH),

Köy Çocukları Eğitim Derneği,

Malatya Eğitim Vakfı,

Mehmet Muzaffer Akpınar Vakfı,

Tüm İş Kadınları Derneği (TİKAD),

Türkiye Kızılay Derneği,

Vehbi Koç Vakfı,

Yoksullara Yardım ve Eğitim Vakfı (YOYAV) 

Kişiler:

Adanalı işadamları Nuri Çomu ile Nazım Turgut,

Afyonkarahisarlı işadamı Yılmaz Oruç,

Ağrılı işadamı İbrahim Çeçen,

Aksaraylı işadamı Tuncer Güney,

Ankaralı işadamları Berat Cömertoğlu ve Özkent Akbilek,

Ardahanlı işadamı Nurettin Çarmıklı,

Bayburtlu İşadamı Mustafa Köseoğlu,

Burdurlu işadamı Adem Tolunay,

Çorumlu işadamı Haydar Ali Öztaş,

Denizlili işadamı Osman Nuri Yılmaz,

Edirneli işadamı Yusuf Çapraz,

Erzincanlı işadamı Mehmet Torun,

Gaziantepli işadamı Adnan İnanıcı,

Hataylı işadamı Fuat Tosyalı,

Iğdırlı işadamı Yusuf Aydeniz,

İstanbullu işadamları Sadık Eratik ile Oya Kayacık,

İzmirli işadamları Cihat Kora ile Reha-Necla Midilli,

Karabüklü işadamı Uğur Yücel,

Karslı işadamı İsmail Aytemiz,

Kayserili işadamı Kadir Has,

Kocaelili işadamı Gazanfer Bilge,

Konyalı işadamı Zeki Altındağ,

Manisalı işadamı Halil Yurtseven,

Nevşehirli işadamı Hacı Halil Türkkan,

Niğdeli işadamı Mazhar Gürgen Bayatlı,

Siirtli işadamı Ethem Sancak,

Sivaslı işadamı Mustafa Aydoğdu,

Uşaklı işadamı Halil Kaya Gedik,

Zonguldaklı işadamları Mehmet-Mithat Çanakçı ile Hüseyin İbrahim İzmirli  

Terör suçları.. Mersin’in konumu..

Terör suçları.. Mersin’in konumu..

Terörü, kavram olarak, Türkçe’deki karşılığıyla “korkutma, yıldırma ve tedhiş” olarak tanımlamak mümkün…

Eskiden bir olayın terör tanımına girmesi için kitlelerin etkilenmesi ön koşulken, günümüzde –özellikle de 11 Eylülden sonra- bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumu veya şiddet hali de terör kapsamı içinde kabul ediliyor..

Günlük yaşamımızda sıkça karşılaşmamıza rağmen terörün ortak kabul görmüş bir tanımı yok..

Uluslararası arenadaki uzmanlar bile bugüne kadar hangi eylemlerin terör kategorisine girip girmeyeceği konusunda anlaşamadı..

Bunun da en önemli nedeni, bir tarafa göre terörist sayılanın, bir başka taraf için özgürlük savaşçısı olarak saygı görmesi..

Örneğin bugün Irak’ta ABD’ ye karşı eylem yapanları, ABD ve müttefikleri terörist olarak tanımlasalar da, dünyada pek çok insan açısından namuslarını, topraklarını savunan bu insanlar terörist değil, vatansever kahramanlardır..

Örnekleri çoğaltmak mümkün..

Dünyada bugün eylem yapanlara göre algılama farklılıkları taşısa da;

Terörü; insanları yıldırmak, sindirmek amacıyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma ya da tehdit etme eylemi olarak tanımlamak mümkün…

Türkiye’de 1970’ li yıllarda terör sağ ve solun birbirine karşı sürdürdüğü çatışmanın bir yansıması olarak ortaya çıkarken, 12 Eylül darbesinin ardından, etnik ayrımcılığa dayalı PKK ile özdeşleşti..

Mersin’ de pek çok kurum ve kuruluş, kentin son yıllarda ekonomik açıdan uğradığı kan kaybını iç göç olgusuna yükleyerek, en kolay yolu seçti..

O kurum ve kuruluşlara göre, Mersin’deki olumsuzlukların temelinde Köyünden, mezrasından kopup gelen yerli göçmenler yer alıyordu..

Yaygın medyada sıkça öyle Mersin görüntüleri yer aldı ki, uzaktan kenti izleyenler, sürekli çatışmanın yaşandığı olgusuna inanmaya başladılar..

Sanki Mersin elden gidiyormuş balon yalanları öylesine yaygınlaştı ki, bazı oluşumların çatısı altında yer alan birileri durumdan kendilerine vazife çıkarma arayışına giriştiler..

Peki Mersin gerçekten birilerinin iddia ettiği gibi, istikrarsız, bazı mahallelerine girilmeyen, terörle iç içe yaşayan bir kent mi?

Soruyu kişilerin duygularına, o günkü ruh hallerine göre subjektif olarak ta yanıtlamak yerine, sayısal verilere dayalı objektif kriterlere göre değerlendirmek gerekiyor..

Objektif değerlendirmelere ışık tutacak en gerçekçi veriler Emniyet Genel Müdürlüğünün bugünlerde açıkladığı terör suçlarını da kapsayan suç istatistikleri..

Siyasi içerikli toplumsal olayların da kapsamına dahil edildiği terör olaylarında Türkiye genelinde 2006 yılında 4725 göz altı vakası yaşanmış..

Olayların İllere göre dağılımına bakıldığında Diyarbakır 1020 terör vakasıyla açık ara önde…

Diyarbakır’ı 842 olayla İstanbul izliyor..

Bir başka deyimle ülkemizde terör kapsamında kabul edilen her iki olaydan biri bu iki ilden kaynaklanıyor..

Nüfus bakımından Türkiye’nin 7. büyük ili olan Mersin, terör gözaltı sıralamasında 2006 genelindeki 100 vaka ile;  Diyarbakır, İstanbul, Adana, Van, Ankara, Tunceli, Batman, İzmir, Urfa, Mardin hatta Konya ve Kocaeli’ nin gerisinde 13. sırada yer alıyor..

Hırsızlık, gasp, yaralama, kapkaç gibi suçların içinde yer aldığı asayiş sıralamasında ise durum biraz daha farklı..

Türkiye genelinde asayiş kapsamında 2006’ da 149.835 gözaltı vakası içinde İstanbul 52.213 ile tartışılmaz biçimde ve açık ara önde…

Ülkede asayiş bakımından yaşanan her üç gözaltının biri İstanbul’da..

Mersin asayiş suçlarıyla ilgili sıralamada İstanbul, Ankara, Bursa, Gaziantep, Antalya, İzmir, Adana’ nın ardından 8. sırada..

2006 istatistiklerine bakıldığında Mersin kadar dikkat çeken bir kent daha var İzmir..

Hüseyin Çapkın’ın atanmasıyla bir zamanların suç şehri olarak anılan Ege’nin incisi mucizevi bir değişim geçiriyor adeta…

Çapkın atandıktan sonra geçmişteki şikayetlere bağlı kentin suç haritasını çıkarıyor..

Sade vatandaşın mağduriyetine yol açan kapkaç ve hırsızlık olaylarının yoğunlaştığı bölgelere özgü “huzur timleri” oluşturuyor..

Böylece geçmişte günde 60/70 kapkaç ve yankesicilik vakasının meydana geldiği kentte son haftalarda sayı 2/3’ e kadar düşüyor..

Mucize olarak nitelendirilecek başarı nasıl sağlanıyor?

Çapkın, kenti masaya yatırdığında Kemeraltı çarşısı ve civarının suç odağı haline geldiğini görüyor ve buraya özgü özel ekipler oluşturuyor..

Bölgedeki esnafın tümüne orada görev yapan ekiplerin telefon numaraları dağıtılıyor.. Herhangi bir olay esnasında esnafın polise ulaşıp haber vermesi, yardım istemesi dakikalar bir yana saniyeler içinde gerçekleşiyor…

Görüldüğü gibi çok basit önlemlerle bile büyük başarılar elde edilmesi mümkün..

Yeter ki, Vatandaş ile polis birbirine güvensin, sağlıklı iletişim sağlansın…

Mersin Emniyet Müdürlüğüne atandığı günden beri terörle mücadelede büyük başarılar elde eden Ekizer ve arkadaşları, asayiş olaylarında başarılı İzmir modelinden esinlense..

Hiç hak etmediği özelliklerle anılan bu kent, huzur olgusuyla anlatılsa…

En önemli derdimiz, aynı zamanda da her türlü suçu besleyip büyüten işsizlik..

Yabancı yatırımcıya kucak açmaktan başka çıkışı olmayan Mersin’deki tüm dinamikler şikayetten vazgeçip,  terör suçlarında çok gerilerde yer alındığı gerçeğini dost düşman herkese anlatma sorumluluğunu üstlenmeli..

Vakit geçirmeden, olmayanı var gibi gösterme hesaplarına girmeden..

 

İllerin 2006 yılı terör ve asayiş sıralaması:

 

İlin adı              terör     asayiş

Diyarbakır        1020      4279

İstanbul              842    52213

Adana                283      4845

Van                   246       540

Ankara              236      8710

Tunceli   215        162

Batman             200         411

İzmir                193       5631

Urfa                 167       1396

Mardin             157         561

Konya             114       3695

Kocaeli            101       3044

Mersin             100       4641

Toplam          4725   149835

Kazanlı-Seyhan turizm bölgesi başka bahara..

Kazanlı-Seyhan turizm bölgesi başka bahara..

Danıştay’ın ‘orman arazilerinin turizm amaçlı tahsislerinin yürütmesini durdurma kararı’ Turizm Bakanlığını harekete geçirdi..

Kararın ulaşmasının ardından yatırımcılara tahsis edilen 53 alanla ilgili, yapılmış tüm işlemlerin iptal edildiğini açıkladı..

Bakanlık bununla da kalmadı…

Danıştay kararından etkilenen tüm yatırımcılara birer mektup gönderilerek, sözleşmelerin hukuki geçerliliğini yitirdiğini, bu nedenle Bakanlığa verilmiş olan teminat mektuplarının iade edileceği bildirildi..

Karar en fazla Mersin ve Antalya’yı ilgilendiriyor…

Özellikle de Kazanlı-Tarsus sahil bandının turizm amaçlı bir yatırım vahasına dönmesi açısından yaşamsal öneme sahip projenin başlamadan bitmesi anlamına da geliyor..

Elbette Danıştay yetkili dairesinin vermiş olduğu karara karşın bakanlığın itiraz hakkı var..

Ancak Turizm Bakanlığı yetkililerinin sürecin gelişmesinden pek umutlu olmadıkları, tahsis aşamasında olan yeni alanlarla ilgili tüm işlemlerin rafa kaldırılmasından kolayca anlaşılıyor..

Kazanlı-Tarsus Turizm alanı ile ilgili Danıştay kararının açıklanmasının ardından iki ilginç tepki dikkatlerden kaçmadı…

Mersin Sanayici İş Adamları Derneği –MESİAD Başkanı Mustafa Güler’ in “Karar gerekçesinde söz konusu edilen “Kamu yararının” tartışılması gerektiği” biçiminde özetlenebilecek açıklaması ile AK Parti Mersin Milletvekili Ali Er’in “İptal davasının arkasında 6 Antalya’ lı Avukat var, Antalya lobisi Mersin turizminin gelişmesini istemiyor” sözleri..

Danıştay ilgili Dairesinin “kamu yararı” gerekçesi elbette tartışılabilir…

Nasıl ki savunanlar açısından “Ormanların orman olarak kalması” haklı bir gerekçeyse, bir başka kesim de buna karşın, “Ormanlık bir alanda da olsa, istihdam yaratacak, çevreyi ve ormanı tahrip etmeyecek, belli alanlarda turizm yatırımı yapılmasında ne gibi kamu zararı olabilir?” sorusunu yöneltebilir…

İki görüşün de temelde zayıf ve güçlü yanları, kamuoyunda da destekleyenleri ve karşı çıkanları olabilir…

Bu nedenle MESİAD Başkanı Güler’ in açıklamasını herkes kendine göre yorumlama hakkına sahiptir..

Ancak Ali Er’in gerçekleri de tam olarak yansıtmayan açıklamasının üzerinde durmak, olup bitenleri anlatmak gerekiyor..

Örneğin Orman alanlarının turizm amaçlı tahsisini Antalya’ lı bazı Avukatların iptal ettiği doğru da, bunun Mersin’in turizm gelişmesini engellemek isteyen “Antalya lobisince” yaptırıldığı iddiası pek doğru değil…

Çünkü dava açan Antalya’ lı Avukatların Kazanlı-Tarsus bölgesiyle alıp veremedikleri yok…

Onların derdi, Antalya Lara bölgesindeki çok değerli park alanı ile Golf turizmine açılmak istenen Antalya Sorgun Ormanlarını kurtarmak!…

Turizm yatırımlarına doymayan ve her türlü yeni tesise kucak açan Antalya’ nın tüm dinamikleri sıra Sorgun Ormanlarına gelince duraklıyor…

Çünkü Sorgun Ormanlarına yapılacak otel ve golf alanları için kimisi 600 yaşına varan tam 200 bin ağacın kesileceği, deyim yerindeyse bir doğa katliamı yaşanacağı kaygıları var.

Bu da yetmezmiş gibi Türkiye’nin en kıymetli yerlerinden biri sayılan Lara’ daki arazi üzerindeki siyaset eksenli tartışmalar da bir türlü bitmedi…

Yaz aylarında yapılan ve Limak’ ın kazandığı açıklanan ihale iptal edildi..

Bakanlık iptal tartışmaları daha yatışmadan alanı yeniden ihaleye çıkardı ve bu kez Rixos Otellerinin sahibi Fettah Tamince’ nin firması ile sözleşme imzalanması uygun bulundu..

Asıl kavga da bundan sonra alevlendi…

(7 yıl önce kuyumcu tezgahtarı olan Tamince’ nin Ukrayna ve Rus sermayesi ile ilişkileri, basamakları yükselmesindeki sırlar roman olacak cinsten.. Kuyumcu çırağıyken tanıştığı Ruslarla gecelik konaklama bedeli 400 dolar olan Rixos Otellerini kuran adamın 2 milyar dolarlık yatırımla Lara’ yı Disneyland’ a dönüştürme iddiasını ve şimdilik suya düşen hayallerini bir yana bırakıp güncel konuya dönelim)

Lara ile birlikte Kazanlı-Tarsus bölgesi için en iyi teklifi vermesine rağmen Lara’ yı kaybedip Mersin için sözleşmeye davet edilen Limak’ ın gelinen noktada pek mutlu olmadığı gözleniyordu..

Kromsan tarafından kuşatılmışlığı yetmezmiş gibi, son günlerde sıkça dile getirilen Tarsus Tehlikeli Atık tesislerinin riski olan bir alana yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapma konusunda kafası karışık Limak’ ı, Danıştay iptal kararının üzmesi için fazla neden bulunmuyor..

Kısaca Sorgun’ daki 600 yıllık 200 bin ağacı ve bol dedikodulu Lara’ yı kurtarmayı amaçladıklarını söyleyen dava sahiplerinin Mersin ile alıp veremedikleri de yok.

İptal kararının arkasında öyle Ali Er’ in iddia ettiği gibi Mersin’in gelişmesini istemeyen Antalya lobisi falan da yer almıyor…

Tam aksine Antalya’ lı avukatların görünürdeki derdi Mersin değil kendi kentlerindeki bazı alanlarla ilgili…

Deyim yerindeyse “Komşuda pişti Mersin’e de  düştü” hikayesi birazcık..

Sorgun ormanlarının Golf Alanlarına tahsisine karşı başlatılan hukuk süreci bir anda Bodrum, Çeşme, Dalaman turizm kentleri yanında gelişmeye muhtaç Kazanlı-Tarsus projesinin de rafa kaldırılmasına, bir başka bahara ertelenmesine yol açıyor…

Gerçeklerin bilinmesi bundan sonra izlenecek yol bakımından da önemli diye düşünüyoruz…

Kafa karıştıranlara inat, yapmaya çalıştığımız budur…

Dolar milyarderleri, İstihdam rakamları…

Dolar milyarderleri, İstihdam rakamları…

AB’ ye uyum sürecinde TÜİK adını alan DİE 2006 yılı sonu itibariyle ortaya çıkan yıllık istihdam rakamlarını açıkladı…

Tam da FORBES’ in 2006 yılı dünya üzerindeki dolar milyarderi 946 kişilik listeyi yayınladığı gün..

Önce 946 dolar milyarderiyle ilgili birkaç küçük not:

-Listenin başında son 13 yıldır olduğu gibi yine W. Bill Gates yer alıyor.. Gates’ in serveti 56 milyar dolar…

-Bir önceki yıla göre dünya üzerindeki milyarder sayısında 146 kişilik artış var.. Bu da küreselleşmenin gücünü ve son yıllardaki gelişimini ortaya koyması bakımından önemli..

-1990 ları bunalım içinde geçiren Rusya listeye giren zenginleriyle 46 isimli Almanya’yı yakalarken, Hindistan 36 milyarderiyle ilk kez Japonya’nın önüne geçti..

-Dünün yoksul komünist Çin’ i bile ortaya çıkan 19 yeni dolar milyarderleriyle listede hayli iddialı biçimde yer almaya başlamış durumda..

-Küreselleşme sayesinde dünyadaki pek çok gelişmekte olan ülkede yeni dolar milyarderleri ortaya çıkıyor ama pastanın asıl büyük dilimi halen ezici biçimde ABD’ li zenginlerin elinde..

Dünya üzerindeki 946 dolar milyarderinin 415’i, bir başka deyimle her iki zenginden biri ABD merkezli…

Küresel zenginlik sıralamasının Türkiye boyutlarına gelirsek;

Gelir dağılımı araştırmalarıyla ünlü Mustafa Sönmez’ e göre, bu ünlü 25 isim dışında Türkiye’de serveti 1 milyar doların üstünde olan, ancak gizli kalmış en az 75 isim daha var..

Sönmez’ e göre bu durumda Forbes sıralamasında yer alan 25 Türk’ün toplam 39 milyar dolarlık servetine isimsiz 75 kişinin varlığını da ekleyecek olursak, ülkemizdeki ilk 100 zenginin 114 milyar dolarlık bir servete sahip olduğu sonucu çıkıyor..

Bu 100 kişi 114 milyar dolarlık servetinden yılda en az %20 kazanırsa –Ki, en risksiz yatırım aracı olan hazine bonolarının bile yıllık getirisi ortada- Türkiye’de yaşayan ilk 100 zenginin yıllık gelirinin 23 milyar dolar olması çok doğal…

Bu durumda en zengin 100 Türk’ün yıllık geliri, 73 milyonun yarattığı toplam hasılanın %7’sine tekabül ediyor..

TÜİK’ in gelir dağılım araştırmasına dönüp rakamları yeniden okuyalım isterseniz!.. Türkiye’nin en yoksul %20 si yıllık milli gelirin ancak %6’ sını alırken, 100 Türk %7 sini elde ediyor…

“Bir Türk dünyaya bedeldir” sloganının aksine 15 milyon yoksul, 100 zengin kadar üretemiyor…

1987 yılına kadar Mehmet Emin Karamehmet’ in bankalarında Genel Müdürlük yapan Hüsnü Özyeğin, o yıl kurduğu Finansbank sayesinde basamakları hızla çıkarak, 2006 sonunda eski patronunu bile solluyor.

FORBES sıralamasını esas aldığımızda, 2006’daki serveti 3,5 milyar dolar olan Hüsnü Özyeğin’ in, bir yıl içinde servetinin %20’ si kadar gelir elde etmesi halinde 700 milyon dolar kazandığı sonucuna varmamız gerekiyor..

Bu durumda tek başına Hüsnü Özyeğin 552 bin yoksulun yıllık gelirine eşit kazanç elde ettiğini düşünmek zor değil..

FORBES’ in küresel zenginlik sıralaması “Zenginin malı züğürdün çenesi” dedirtecek cinsten biraz da..

**

Gelelim TÜİK’ in 2006 yılı istihdam verilerine:

2006 yılında Türkiye’ nin kurumsal olmayan sivil nüfusu 71,6 milyondan 72,6 milyona çıktı..

Artış en fazla çalışma çağındaki nüfusa yansıdı..

Bir önceki yıl çalışma çağı olarak kabul edilen 15 yaş üstü nüfus 50,8 milyon iken aynı rakam 2006’ da 842 bin kişilik artışla 51,7 milyona ulaştı..

Bir zamanlar çalışan nüfusun neredeyse yarısını oluşturan tarım kesimindeki istihdam oransal anlamda da hızla düşerek %27’ye geriledi..

80 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca ortalama her yıl bir puan düşen tarım kesimi istihdamındaki düşüş 2006 yılında %2,2 yi aştı..

Tüm anketlerde kamuoyunun en önemli gündem maddesi olan işsiz sayısı bir önceki yıla göre 74 bin kişi azalarak 2 milyon 446 bin kişiye düştü..

İşsizlik oran olarak  0,4 puanlık azalışla % 9,9 seviyesinde gerçekleşti..

TÜİK verileri, İşsiz sayısındaki göreceli iyileşmenin işgücüne katılım oranlarına yansımadığını gösteriyor…

2006’da işgücüne katılma oranı bir önceki yıla göre 0,3 puan azalarak % 48 oldu..

Erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,7 puanlık bir azalışla % 71,5, kadınlarda 0,1 puanlık bir artışla % 24,9 olarak gerçekleşti..

Kadınların işgücüne katılması açısından yaşamsal önemi olan bu gelişmenin hız kazanması her bakımdan çok önemli…

Girmeyi hedeflediğimiz AB ülkeleri başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerdeki rakamlara bakıldığında (ABD’ de %65, Japonya’da %58, Hollanda’da%67, İsviçre’de %70) almamız gereken epeyi yol olduğu ortaya çıkıyor..

 

TÜİK istihdam rakamlarının en çarpıcı verileri ise Mersin ve Adana’yı doğrudan ilgilendiren işsizlik oranlarında saklı…

Buna göre 2006 yılında işsizlik oranının en yüksek olduğu bölge % 16,2 ile Adana, Mersin’i kapsayan TR-62 bölgesi olup, bunu % 15,7 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) takip ediyor..

İşsizlik oranları Adana’da %16,7, Mersin’de ise %15,8 olarak gerçekleşmiş…

Adana ve Mersin’in ortaya çıkan tablo ışığında farklı bir gözle değerlendirilmesinin ve istihdama yönelik projelerin yaşama geçirilmesi bakımından yepyeni bir teşvik anlayışıyla ele alınmasının zamanı geldi, geçiyor…